Terzi Kendi Söküğünü Dikemez Kompozisyon
Gariptir ki herhangi bir alanda uzmanlaşmış kişi, o uzmanlığı ile her türlü kişiye yardım eder, yol gösterir; ancak iş kendine gelince bunu bir türlü başaramaz. Çoğu defa başkası için gösterdiğimiz hassasiyeti kendimiz için gösteremez, başkası için gösterdiğimiz fedakarlığı kendimiz için gösteremeyiz. Bazen de bilmediğimiz bir güç, aynı şeyi kendimiz için yapmamıza engel olur.
Örneğin etrafındaki neredeyse her kıza kısmet bulmuş bir kız; kendisi bir türlü kısmet bulamaz ve evlenemez. Yahut hastalarına sağlıklı şeyler tavsiye eden, uygulatan bir doktor, iş kendisine yahut ailesine gelince bunu yapamaz ve sağlıksız yaşamaya devam eder. Terzi kendi söküğünü dikemez atasözü ile ilgili verilebilecek en güzel örnek öğretmenlerdir. Enteresandır; bir öğretmen hayatı boyunca binlerce öğrencinin iyi bir terbiye görmesine, başarılı olmasına, üniversite kazanıp meslek sahibi olmasına vesile olur; ancak iş kendi oğluna veya kızına gelince aynı şeyleri bir türlü başaramaz. Elin çocuğuna derece yaptıran öğretmen, kendi çocuğunun sınıfta kalacak kadar başarısız olmasına sadece seyirci kalır. Ne yapsa, ne etse çocuğunu başarılı biri haline getiremez veya ona istediği terbiyeyi veremez.
Birçok din adamı vardır ki peşlerinde giden, onun söylediklerini dinleyen, öğütlerini tutan binlerce insan vardır. Bu din adamları insanlara doğru yolu gösterir, onların ibadetlerine devam etmelerini sağlayabilirler. Lakin çoğu defa tüm bu güzellikleri evlatlarına öğretemez, uygulatamazlar. Tüm çabalarına rağmen, evlatları kötü ve inançsız kişiler olarak yaşamaya devam eder. Fedakarlıklarımız, başarılarımız bazen sadece başkalarına yarar. Bize bir fayda sağlamaz. ancak yine de yaptığımız şey kutsaldır. Bize yaramıyor diye o güzel şeyleri bırakmak olmaz.
Bizim sokağın başında küçük bir terzi dükkânı vardır. Sahibi Hakan Amca, herkesin söküğünü diker, pantolonunu kısaltır, düğmesini sağlamlaştırır. Dükkânına giren kimseyi geri çevirmez. “Yarın lazım,” diyene işini o akşam mutlaka yetiştirir.
Bir gün okul pantolonumun paçası sökülünce annemle onun yanına gittik. Hakan Amca hemen gözlüğünü taktı, pantolonumu dikkatle eline aldı. Kısa sürede paçayı düzgünce dikti. Tam teşekkür edecekken üzerinde giydiği ceketin cebinin sökük olduğunu fark ettim.
“Hakan Amca, senin ceketinin cebi de sökülmüş,” dedim. Gülümsedi ve “Onu da dikeceğim ama bir türlü sıra gelmiyor,” diye cevap verdi. Sonra masadaki başka bir müşterinin gömleğini eline aldı. Kendi ceketindeki sökük ise üzerinde öylece durmaya devam etti.
O an aklıma köşedeki berber de geldi. Herkesin saçını güzelce keserdi ama kendi saçı çoğu zaman uzamış olurdu. Yanındaki lokantacı da bütün gün müşterilere yemek yetiştirir, bazen kendi yemeğini soğumuş halde ayakta yerdi. İnsan bazen en iyi yaptığı işi başkaları için yapar, ama sıra kendine gelince onu hep erteler.
O gün eve dönerken bu durum aklımdan çıkmadı. Herkesin işini düzelten Hakan Amca, kendi ceketindeki küçük söküğü bile dikememişti. Terzi kendi söküğünü dikemez sözü de bana bunu düşündürdü. İnsan başkalarının eksiğini tamamlarken kendi ihtiyacını bazen en sona bırakır.